3 Ocak 2017 Salı

Areopagus Nedir

Areopagus Nedir Eski Yunanistan'da Atina soylular meclisi. Atina'da savaş tanrısı Ares'e ayrılan tepede toplandığından bu adı alan meclise ilk ağır ceza mahkemesi denilebilir. Meclis, deneyimli soylulardan oluşmakta ve siyasal, dinsel sorunlarda bir çeşit danışma kurulu görevini üstlenmekte, hukuk işlerini yürütmekteydi. Önceleri yalnız soyluların yer aldığı mecliste sonra eski arhonlar da yer almaya başladı. Bazı yetkilerini yitirmekle birlikte yasanın ve törelerin denetimini ellerinde tuttular. Asker kaçaklarını ölümle cezalandırdılar. Demothenes’i de ölüme mahkûm etmiş olan (İÖ 324) bu meclis Roma İmparatorluğu zamanında da görevini sürdürdü. Atina'da Akropolis’in batısındaki tepede meclis binasının kalıntıları vardır.

Paul Arène Kimdir

Paul Arène Kimdir Paul Arène Fransız yazarı ve şairi (Sisteron 1843 - Antibes 1896). Hem Fransızca yazdı, hem doğup'büyüdüğü bölgenin Güney Fransa lehçesini (Oc dili) korudu, ilk başarısını Pierrot Héritier (Mirasçı Pierrot, 1865). adlı küçük oyununun Odeon Tiyatrosu'nda sahnelenişiyle kazandı Bölgesel lehçesiyle şiirler, oyunlar hazırladıysa da asıl ilgiyi yöresel özellikler taşıyan Provence öyküleriyle elde etti: Jean de Figues (incirlerin Jean’ı) 1870; La Gueuse Parfumée (Güzel Kokulu Yosma) 1876; l'ers la Calanque (Küçük Koya Doğru) 1931. Sağlığında dağınık olarak basılmış şiirleri ölümünden sonra bir araya getirildi (1900).

La Argentina Kimdir

La Argentina Kimdir İspanyol dansçısı (Buenos Aires 1890-Fransa / Bayonne 1936). Dört yaşındayken baleye başladı ve ilk derslerini babasından aldı. 14 yaşında İspanyol danslarına yöneldi Birinci Dünya Savaşı’nın bitiminde yaratıcı yeteneği ve koreografisiyle kısa sürede ünlendi. 15 yıl durmaksızın Avrupa, Kuzey ve Güney Amerika’da düzenlenen konserlerde dansetti. Tüm gezilerini ekip-siz yaptı ve piyano eşliğinde özgün sololar uyguladı. 1925’te Manuel de Falla’nın "El amor bruio" müziğini yorumlayışı müzik çevrelerince beğenildi. Çağdaş bestecilerin müziklerinin halkça benimsenmesini sağladı. Dans uygulayışıyla yeni klasik stilin kurucusu oldu. Kastanyet kullanımındaki müzik anlayışı benzersiz sayılır.

Hannah Arendt Kimdir

Hannah Arendt Kimdir Hannah Arendt , Alman kökenli ABD’li toplumbilimci (Hannover 1906-New York 1975). Marburg ve Freiburg üniversitelerinde öğrenimini tamamladıktan sonra Heidelberg'de doktorasını verdi (1928). Nazilerin yönetime geçmesi üzerine (1933) Fransa’ya sığındı. 1941'de .Amerika’ya göç eden Arendt 1951’de ABD vatandaşı oldu. Berkeley. Princeton, Columbia ve Chicago üniversitelerinde ders verdi. 1967’den sonra New York’ta siyasal bilim dersleri veren Arendt Yahudi sorunları ve totaliter yönetimler üzerine incelemeler yaptı. Eserlerinde ulusal devletin çözülüşüne yol açan anti - semitizm, totaliter devlet ve emperyalizm ilişkisini araştırdı; siyasal katılımın en iyi örneklerinin 1871 Paris Komünü ve 1917 Rus Devrimindeki halk meclisleri olduğunu savundu. Yahudi kültür örgütlerinde önemli görevler yürüttü. Başlıca eserleri: The Origins of Totalitarianism (Totaliter Egemenliğin Kökleri) 1951; Fragwürdige Tradim Begriffe im Polit Denken der Gegenwart (Çağın Politik Düşüncesinde Sorunsal, Geleneksel Anlayışlar) 1957; The Human Condition (insanlık Durumu)l1958; On Revolution (Devrim Üzerine) 1961; Between Past, and Future (Geçmiş ve Gelecek Arasında) 1963; Eichmann in Jerusalem (Eich-man Kudüs’te) 1964; On Violence (Şiddet Üzerine) 1970; Crise of the Republic (Cumhuriyetin Bunalımı) 1972.

Anton Arensky Kimdir

Anton Arensky Kimdir

Anton Arensky ,Rus bestecisi (Novgorod 1861 Finlandiya da Terijoki 1906). St. Petersburg Konservatuvarı'nda Rimski - Korsakov’ un öğrencisi olarak yetişti.Moskova Konservatuvarı'nda uyum ve beste dersleri verdi (1882-1895). St. Petersburg imparatorluk Kilisesi genel yönetmeni oldu (1895-1901). Yaşamının son yıllarını beste yapmaya adadı. Başlıca eserleri: Son na Volga (Volga üzerinde bir Rüya), 1892. Rafael ( 1894), Nal i Damayanti(Nal ve Dama-yanti) 1904 adlı operalar, iki senfoni, bir bale, çeşitli oda müziği parçaları. Ayrıca iki de kitabı vardır: Rukovodstko k pratiçeskomu izuçeniya garmonii (Müzikte Uyumu Pratik Açıdan Öğrenme Yöntemi) 1899, Rukovodstko k izuçeniya form instrumental’nay i vokaTnoy muzıki (Aletli ve Sesli Müzik Formlarını öğrenme Yöntemi) 1900.

Erich Arendt Kimdir

Erich Arendt Kimdir Alman yazarı (Neu-rupping 1903). Öğretmen olduğu halde 1933’e kadar çeşitli mesleklerde çalıştı, ilk şiirleri "Sturm'' (Fırtına) dergisinde yayınlandı. 1926'da Alman Komünist Partısi’ne, 1928’de Proleter Devrimci Yazarlar Birliği’ne girdi. 1933'te te İsviçre'ye göçtü, ispanya iç Savaşı' na katıldı (1936-1939). Fransa üzerinden Kolombiya'ya gitti. 1950'de Demokratik Almanya Cumhuriyeti'ne döndü. Bergwindballade (Dağ Rüzgârı Baladları) 1952 ve Trug doch die Nacht den Albatros (Albatros'a Gece Henüz indi) 1951 adlı iki şiir kitabında iç savaş sırasında yaşadığı faşizmle, umutsuz çarpışmaları işler. Kolombiya' dayken tanıdığı Kızılderili ve Zencileri Tolü (1956) adlı eserinde şarkı dörtlükleri, lirik portreler biçiminde yansıttı Ayrıca resimli röportaj dizileriyle tanındı. Başlıca eserleri: Unter den Hüten des Windes, Ausgewahlte, Gedichte, 1926-1965 (Rüzgârın Pençesi Altında, Seçme Şiirler 1926-1965) 1966; Gedichte aus fünf Jahrzehnten (On Yıllık Dönemden Beş Şiir) 1968; Gedichte (Şiirler) 1975.

1 Ocak 2017 Pazar

Telemetri Nedir Ne İşe Yarar

Telemetri Nedir Ne İşe Yarar telemetri, UZAKTAN ÖLÇME olarak da bilinir, uzak ya da erişilmesi olanaksız noktalarda yapılan ölçümlerin sonuçlarını ya da böyle noktalardan elde edilen verileri izleme, gösterimleme ya da kayıt amacıyla alıcıya ulaştıran, büyük ölçüde otomatikleştirilmiş iletişim süreci. Telemetrinin başlıca uygulamaları arasında elektrik santrallarının izlenmesi, meteoroloji verilerinin toplanması ve insansız uzay uçuşları sayılabilir. İlk telemetri sistemi 1912’de Chicago'da kuruldu. Bu sistemde bir dizi elektrik santralının çalışma koşullarına ilişkin veriler telefon hatları aracılığıyla bir merkezde toplanıyordu. Bu tür sistemler gözetim sistemleri olarak adlandırılır. Telemetri sistemleri kısa sürede yaygınlık kazandı ve enerji sistemleri dışındaki sistemlerde de kullanılmaya başladı. 1960’larda geliştirilen ve soru-yanıt yöntemi olarak adlandırılan yöntemde ölçüm noktalarına ilişkin veriler, bu noktalara yerleştirilen verici-alıcılar aracılığıyla ancak izleyici merkez tarafından istendiğinde gönderilmektedir. Günümüzde bu yöntem petrol boru hatlarının izlenmesi ve denetiminden oşinografi ölçümlerine kadar yayılan çok geniş bir alanda uygulanmaktadır. Uzay telemetrisi balonlara yerleştirilen ve sıcaklık, basınç, nem gibi değişkenleri ölçerek radyo dalgaları aracılığıyla Yer'e bilgi gönderen radyosonda)*) aygıtlarının kullanılmasıyla 1930‘larda başladı. Telemetrinin roket ve uydulara ilişkin uygulamalarının başlangıcını ise 1957‘de fırlatılan Sovyet uydusu “Sputnik" simgeler. Uzay uygulamalarında geliştirilen tekniklerden sanayinin çeşitli dallarında da büyük ölçüde yararlanılmaktadır. Telemetri sistemlerini oluşturan öğeler. Bir telemetri sistemi başlıca dört öğeden oluşur: Transdüktör; iletişim ortamı (genellikle radyo dalgalan); sinyali alan ve işleyen aygıtlar; kayıt ya da gösterimleme aygıtlan. Transdüktörler, ölçülecek fiziksel büyüklüğü (örn. sıcaklık, titreşim, basınç) elektrik sinyaline dönüştüren aygıtlardır. Çok çeşitli transdüktör türleri vardır. Bunlar arasında en yaygın olarak kullanılanlar şöyle sıralanabilir: Mekanik titreşimlerin algılanmasında piezoelektrik etkiden(*) yararlanılır. Mekanik biçim değişikliğini elektrik gerili- mine dönüştüren piezoelektrik malzemeler arasında en çok kullanılanı kuvars kristalidir. Bir başka mekanik transdüktör türü germim mastarıdır)*). Dirençli gerinim maştan, metal tellerin (ya da yarıiletken malzemenin) gerildiğinde ya da sıkıştınldı- ğında direncinin değişmesi ilkesine dayalı olarak çalışır. Bu tür transdüktörlerle başka mekanik büyüklüklerin yanı sıra basınç, mekanik gerilim ve ivme ölçülebilir. Bir başka mekanik transdüktör türü değişken magnetik dirençli transdüktördür. Dar bir hava aralığı içeren bir magnetik devrenin)*) magnetik direnci (relüktans) hava aralığının genişliğine çok duyarlı bir biçimde bağımlıdır. Ölçülecek mekanik etkinin hava aralığını değiştirmesi sağlandığında, bu değişim magnetik devre aracılığıyla bir elektrik sinyabne dönüştürülür. Sıcaklık algılayıcıları başlıca iki türe ayrılır: Birinciler elektriksel direnci sıcaklığa bağlı olarak değişen aygıtlardır; termistorlar(*) bu gruba girer. İkinci türü ise, sıcakhk değişimlerini gerilim değişimlerine dönüştüren ısılçiftler(*) oluşturur. Nem, borular içinde akışkan akışı, dönme hızı, ışınım, ışık şiddeti gibi birçok başka fiziksel niceliğin algılanması ya da ölçülmesi amacıyla kullanılan başka transdüktör türleri de vardır. İletişim ortamı olarak genellikle radyo dalgalan kullanılır ama özellikle kentlerde, antenlere yer bulmanın güçlüğü ve mikrodalgalar için gerekli görüş çizgisinin yüksek yapılar tarafından engellenmesi nedeniyle kablodan ya da kurulu iletişim sistemlerindeki boş kanallardan yararlanılır. Radyoyla iletişimde, kullanılan frekanslann seçimi büyük önem taşır. Uzay uygulamalannda genellikle 100 megahertz ile 10 gigahertz arasındaki frekanslardan yararlanılır. Telemetri sistemlerinde genellikle aynı anda birçok fiziksel büyüklüğün ölçülmesi, bu nedenle de birçok veri kanalının aynı anda çalışması gerekir. Bu iletim, çoklama olarak da bilinen mültipleks yayın(*) yöntemiyle sağlanır. Zaman bölüşündü çoklamada iki ya da daha çok sayıda değişik sinyal aynı kanaldan zaman içinde sırayla gönderi- Ur. Frekans bölüşümlü çoklamada ise her sinyal için bir frekans bandı belirlenir; her sinyal kendi frekans bandındaki alt taşıyıcıya modülasyon(*) yoluyla bindirilir; sonra bütün alt taşıyıcılar bir taşıyıcı dalgaya bindirilerek iletilir. Modülasyon türü olarak genlik modülasyonu (AM), frekans modü- lasyonu (FM) ve daha yaygın olarak da darbe süresi modülasyonu (PDM) ve darbe konumu modülasyonu (PPM) kullanılır. Verileri içeren elektrik sinyallerini örneksel (analog) ya da sayısal (dijital) olarak iletmek olanaklıdır. Sayısal iletim için örneksel sinyalleri vericide kodlayarak sayısala çevirmek gerekir, bu nedenle sayısal sistemler genellikle daha karmaşıktır. Sinyalin alınıp işlenmesinde, alınan sinyalden verileri elde etmek için iki işlem gereklidir. Sinyal önce, modiilasyonun tersi olan demodülasyon işleminden geçirilir; daha sonra da çoklama işleminin tersi uygulanarak veriler birbirlerinden ayrılır. Elde edilen veriler örneksel ya da sayısal göstergeler ya da katot ışınlı tüp (örn. televizyon resim tüpü) aracılığıyla gösterim- lenebilir ya da bir yazıcı (örn. teleprinter) aracıhğıyla kâğıda aktarılabilir. Daha yaygın bir uygulama, verilerin bilgisayarlarca işlenmek üzere bir kayıt ortamında (genellikle magnetik şerit) saklanmasıdır. Başka uygulamalar. Özellikle bilimsel araştırmalarda olmak üzere, telemetrinin uygulama alanları gittikçe yaygınlaşmaktadır. Bunlann en önemlileri arasında biyo- medikal araştırmalar sayılabilir. Vücut koşulları (örn. kan basıncı, kalp atışı, soluma sıklığı) vücut dışına yerleştirilen transdüktörler aracılığıyla izlenir. Buna karşılık vücut içindeki bazı biyolojik koşulların izlenmesi için hastaya yutturulan ya da cerrahi yöntemlerle vücut içine yerleştirilen çok küçük boyutlu vericilerden yararlanılır. Bir başka yaygın uygulama alanı oşinografidir. Elektrik motorları, buhar makineleri ve içten yanmalı motorların içinde çalışma sırasında ortaya çıkan koşulların (örn sıcaklık, basınç) izlenmesi, roket motorlarının sınanması, yoğun radyoaktif madde içeren ortamlarda yapılan ölçümler telemetrinin öteki önemli uygulamaları arasında sayılabilir.

Teleks Nedir

Teleks nedir teleks, teleprinterlerin bağlı olduğu bir ağdan oluşan uluslararası mesaj iletim servisi. Servise abone olanlar yazılı mesajları ve verileri doğrudan doğruya birbirlerine gönderebilirler; bu, dünyanın pek çok ülkesi için olanaklıdır. Teleks hizmetleri pek çok ülkede posta, telgraf, telefondan sorumlu devlet kuruluşları tarafından yürütülür, buna karşılık ABD'de bu hizmet özel bir kuruluş olan Western Union Telegraph Company tarafından gerçekleştirilmektedir. Teleks sistemleri 1930’larda Almanya'da ve başka bazı Avrupa ülkelerinde hizmete girdi. 1930’ların sonuna gelindiğinde, teleks uluslararası bir sisteme dönüşmüştü. ABD’de teleks sistemi 1962'de Western Union şirketince kuruldu (“Telex” sözcüğü ABD’de bu şirketin ticari markasıdır). Bu şirket. American Telephone and Telegraph Company’ nin 1931’de kurup geliştirmiş olduğu Teletypewriter Exchange Service (TWX) sistemini 1970’te satın aldı (TWX sistemi bir telgraf santralları sistemiydi) ve teleks sistemi ile TWX sistemini bilgisayarlı veri işlem merkezleri aracılığıyla birbirine bağladı. Bu iki sistemde kullanılan kodlar)*) ve veri iletim hızları farklıdır; teleks sistemine bağlı tele- printerler Baudot kodu kullanır, iletim hızı da dakikada yaklaşık 67 sözcüktür; buna karşılık TWX terminalleri ASCII (American Standard Code for Information Interchange: [Bilgi Alışverişi İçin Standart Amerikan Kodu] sözcüklerinin baş harflerinden kısaltma) kullanır, iletim hızı ise dakikada 150 sözcüğe kadar çıkabilir. İki sistemi birbirine bağlayan işlemci bilgisayarlar gerekli kod ve hız çevirmelerini gerçekleştirerek aboneler arasında iletişimi belli bir zaman gecikmesiyle sağlarlar. Aynca bak. teleprinter.

Telekomünikasyon nedir

Telekomünikasyon nedir telekomünikasyon, UZÎLETÎŞÎM olarak da bilinir, ses, faksimile, teleprinter, televizyon ya da veri sinyallerinin uzak mesafelere iletilmesi amacıyla kullanılan yöntem ve teknikler. Bütün telekomünikasyon sistemlerinin temel çalışma ilkeleri aynıdır; bu sistemler arasındaki farklar iletilen bilgi türlerinin ve bilginin iletiminde yararlanılan ortamların farklılığından kaynaklanır. En yaygın telekomünikasyon sistemleri radyo, televizyon, telefon, telgraf ve bilgisayarlı veri iletimi ya da bilgi erişim sistemleridir. Bilgi genellikle iletken tel (hat ya da kablo) üzerinden, radyo dalgaları aracılığıyla ya da iletişim uydularından yararlanılarak iletilir. Telli iletişim, elektrik sinyallerinin havai hat, çoklu kablo ya da eşeksenel (koaksiyal) kablo üzerinden iletilmesine dayanır. Ses frekansları (konuşma, müzik), telgraf iletileri, bilgisayar verileri ve televizyon programları bu yolla iletilebilir. 1980’lerin başla rından bu yana, özellikle telefon iletişiminde optik lif kullanımı da yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu yöntemde üzerine modülasyon yoluyla elektrik sinyalleri bindirilmiş laser ışınları çok ince cam ya da plastik lifler içinden iletilmektedir. Aynca bak. elyaf optiği, kablo. Radyo iletişimi elektrik sinyallerinin belirli frekanstaki bir elektromagnetik dalgaya bindirilerek antenler aracılığıyla gönderilip alınmasına dayanır. Amatör radyoculuk, radyoyayın (genlik ya da frekans modüias- yonlu radyo yayınları ile televizyon yayınları), telsiz telefon ve telsiz telgraf, radyoseyir sistemleri ve radyoastronomi bu tür iletişime girer. Uydu iletişimi terimi yeryüzünün birbirinden uzak noktaları arasında uydular aracılığıyla mikrodalga (dalgaboyları 10-1 cm arasında, bir başka deyişle frekansları 3-30 gigahertz arasında olan radyo dalgaları) iletişimini ifade eder. Telekomünikasyonda örneksel (analog) ve sayısal (dijital) netim olmak üzere iki iletim türü kullanılır. Örneksel iletimde ses ya da görüntü bilgisi, iletilen ses ya da görüntünün bir benzeri, bir başka deyişle, örneğidir. Telefon ve televizyon iletişimi genellikle örneksel olarak gerçekleştirilir. Sayısal iletimde ise gönderilecek sinyal önce bir kodlayıcı aracılığıyla sayısal biçime (örn. mors kodundaki gibi nokta-çizgi dizilerine ya da ikili sistemin 0 ve 1 simgelerinden oluşan dizilere) dönüştürülür. Birçok iletişim sisteminde, örneğin teleprinterler ya da sıcaklık algılayıcı, ışınım sezici gibi ölçü aygıtları içeren sistemlerde sayısal iletişim kullanılması gerekir. Bilgisayarlar ise doğrudan doğruya sayısal bilgi üretir. Gönderilecek örneksel ya da sayısal sinyal bir modülatör devresi aracılığıyla bir radyo frekanslı sinyal (taşıyıcı dalga[*l) üzerine bindirilir; bu işlem modülasyonç) olarak adlandırılır. Taşıyıcı dalganın frekansı iletişimde kullanılacak ortamın türüne uygun olmalıdır. Genellikle radyo iletişimi için yüksek frekanslı, telli ya da eşeksenel kablolu iletişimde ise alçak frekanslı taşıyıcı dalgalar kullanılır. İletişimi sağlayan radyo sinyalleri genellikle gürültü(*) ve girişim etkileri altında kalırlar. Bu zararlı etkiler bazı durumlarda elektronik devrelerdeki aksaklıklardan ya da kötü anten tasarımlarından kaynaklanır; ama bunlar genellikle Güneş'teki püskürmelerden, Yer atmosferindeki elektriksel fırtınalardan, yakında çalışmakta olan elektrik makinelerinden ya da aynı frekans bandında yayın yapan başka vericilerden kaynaklanır. Gürültü ve distorsiyon(*) sorunlarını en aza indirmek amacıyla çeşitli kodlama teknikleri ve modülasyon yöntemleri (örn. frekans modülasyonu ve darbe kodlu modülasyon) geliştirilmiştir. Sayısal iletişim kullanımının temel nedenlerinden biri de bu tür iletişimin gürültüye karşı göreli bağışıklığıdır. Çok sayıda bilgi kaynağı arasındaki iletişim, bunlann bir iletişim ağı (şebeke) oluşturacak biçimde düzenlenmesiyle sağlanır. İletişim ağları trafiğin yoğunlaştığı bölgelerdeki noktalar arasındaki bağlantıların etkili ve ekonomik bir biçimde gerçekleştirilmesine olanak sağlar. Telefon ve telgraf (örn. teleks) iletişiminde çok uzun zamandan beri ağ yapısından yararlanılmaktadır. Kablolu televizyonda ve bazı telemetri uygulamalarında da (örn. otomobil trafiğinin uzaktan denetlenmesinde ya da geniş bir bölgeye yayılmış sanayi süreçlerinde) iletişim ağları oluşturulması giderek yaygınlaşmıştır. Bilgisayar teknolojisindeki hızlı gelişim, veri iletişim ve bilgi erişim ağlarının çarpıcı boyutlarda yaygınlaşmasına yol açmıştır. Bu ağlarda bilgisayarlar ve “akıllı" çevre donanımları (örn. otomatik para ödeme makineleri ve satış noktası terminalleri) telefon hatları, mikrodalgalı bağlantılar ya da benzer iletişim yolları aracılığıyla birbirlerine bağlanmış durumdadırlar. Bilgisayar ağları bölgesel boyutlardan uluslararası boyutlara kadar çeşitli genişliklerde oluşturulmaktadır. Kişisel bilgisayarlar arasında iletişim kurulması da gittikçe yaygınlaşmaktadır. Özel bilgi hizmeti veren kuruluşlara abone olanlar sistemdeki merkezî bilgisayarla bilgi alışverişinde bulunabilmekte, eğitim ve eğlence amaçlı programların yanı sıra haberler, borsa bilgileri gibi programlara da ulaşabilmektedirler.

Telekinezi Nedir Nasıl Yapılır

Telekinezi Nedir Nasıl Yapılır telekinezi, PSİKOKÎNEZÎ olarak da bilinir, parapsikolojide, zihnin madde üzerinde yoğunlaşarak maddede hareket ya da değişime yol açması. Parapsikolojik olguların öbür önemli grubunu oluşturan duyudışı algılardan farklı olarak bilişsel değil, fiziksel bir etki yaratır. Örneğin ruh çağırma sırasında masayı hareket ettirme ya da yerden yükseltme telekinetik güçle açıklanır. Bu tür olaylara, hileli olmakla birlikte sihirbazlık gösterilerinde de sık rastlanır. Telekinezi testlerinde denek düşünce ya da irade yoluyla atılan zarı etkilemeye, zarın belli bir yere düşmesini ya da belli bir yüzünün üste gelmesini sağlamaya çalışır. Ama başka parapsikolojik olaylarda olduğu gibi telekinezi deneylerinden de kesin sonuç alınamamıştır.

31 Aralık 2012 Pazartesi

Böbrek Üstü Bezi Hastalıkları Belirtileri Nelerdir?

Böbrek Üstü Bezi Hastalıkları Belirtileri Nelerdir?
Böbrek Üstü Bezi Hastalıkları Belirtileri

Böbreküstü bezlerinin kabuk bölgesinden kaynaklanan düzensizliklerin çoğu belirli bir katmandaki hormonun gereğinden az ya da çok bireşimlenmesinden kaynaklanır (kortizol, aldosteron, ya da eşeysel hormonları). Bir hormonun olağan derişiminin altında ya da üstünde üretilip salgılanması kişide belirtilere neden olur, ve aynı zamanda o hormonun kansıvındaki ve idrardaki derişiminin de değişmesine yol açar. Ayrıca bir hormonun derişiminin az ya da çok olması o hormonun geri beslemesini de etkiler, ve yalnız bundan yararlanılarak incelemeler yapılabilir.

Cushing Sendromu

Cushing Sendromu, glukokortikoidlerin (kortizol hormonunun) olağanın üstünde bir düzeyde olduğu durumlarda ortaya çıkan belirtiler bütünüdür. Cushing Sendromunun alışılmış nitelikleri kilo artması, obezite, kan basıncının artması (hipertansiyon), ve derinin zayıflaması sonucu oluşan çizgilerdir.

Conn Sendromu

Conn sendromu, daha çok Mineralokortikoid fazlalığı olarak da bilinir. Belirtilerinin çoğu hipokalemiden (potasyum düzeyinin düşük olması) kaynaklanıp yorgunluk, kas güçsüzlüğü, ve kasınçlar olarak ortaya çıkar. Çoğu zaman, erken yaşta çıkan yüksek tansiyon ve bununla birlikte kendiliğinden ortaya çıkan düşük potasyum düzeylerinde bu düzensizlikten kuşkulanılır. Mineralokortikoid fazlalığı, Aldosteron'un (ya da başka bir mineralokortikoidin) özerk bir biçimde üretildiği (renin bu durumda düşük düzeydedir) birincil böbreküstü bezi hastalığından ya da renin düzeyinin yükselmesi (aldosteron salgılanımı arttırır) gibi böbreküstü bezleri dışında bir nedenden de kaynaklanabilir. Bu son duruma örnek olarak, kandolumlu kalp yetmezliği, karında sıvı birikimli siroz, böbrek atar damarı akımında azalma, renin üreten ur örnek verilebilir.

Addison Hastalığı

Böbreküstü bezlerinin kabuk bölümünün, özbağışıklık (bağışıklık sisteminin vücuttaki dokulara saldırması), verem ya da mantar bulaşımı nedeniyle zarar görmesine bağlıdır. Güçsüzlük, kansızlık, kilo yitimi, mide-bağırsak rahatsızlıkları, kan basıncı düşüklüğü, deride kararma, bazı hastalarda da aşırı sinirlilik ve aşırı duyarlılıkla gelişir. Eskiden ölümle sonuçlanabilirken, günümüzde yapay hormonlarla kesin olarak sağaltılmaktadır.

Feokromositom

Böbreküstü bezlerinin katekolamin salgılayan öz bölgesindeki Kromafin gözelerinde çıkan urlara feokromositom, ve sempatik sinir sistemi sinir düğümlerinde katekolamin salgılayan gözelerde çıkan urlara ise Paragangliom denilmektedir. Bu urların bulguları ve belirtileri birbirlerine benzedikleri için, çoğu tıbbi yetke bu iki uru birden feokromositom çatısı altında toplar. Buna karşın, bu iki urun ayırt edilmeleri önemlidir, çünkü beklenen gidişleri (prognoz), kötücül olma olasılıkları ve kimi zaman kalıtsal özellikleri ayrı olabilir.

Soluk Alıp Vermede Görevli Yapı ve Organlar Nelerdir?

Soluk Alıp Vermede Görevli Yapı ve Organlar Nelerdir?
Soluk Alıp Vermede Görevli Yapı ve Organlar


İnsanda solunum sistemi akciğerler ve akciğerlere hava taşıyan borulardan meydana gelmiştir.burun,ağız,yutak,gır tlak,soluk borusu,bronşlar da solunumda rol oynar.


1-Burun: İnsanda solunum sistemi burunla başlar. Burnun yapısında kıllar, mukuslu yüzey ve yüzeye yakın kılcal damarlar bulunur. Bu yapılar, solunum esnasında alınan havanın, mikrop ve tozlarının tutulmasını, ısınmasını ve nemlendirilmesini sağlar.

- Solunum havasının alınmasını ve nemlendirilmesini sağlar.
- İçerisinde bulunan kıllar ile solunum havasının temizlenmesini sağlar.

Burun güzel kokulu çiçeklerin ya da iştah açıcı yemeklerin kokularını algılamamızı sağlamanın ötesinde de, çok önemli işlevleri olan bir organımızdır. Soluduğumuz hava ile birlikte havadan aldığı oksijeni vücudumuzun bütün hücrelerine taşıyan kan arasındaki temel bağlantı yollarından biridir. Kısacası burun hem koklama organı, hem de solunum yollarının başlangıcı olarak büyük önem taşır. İki bölümden oluşan burnun içinde "silya" denen tüycükler ve mukus adı verilen bir salgı vardır. Hava burundan içeri girdiğinde bunlarla karşılaşır ve hemen analize tabi tutulur. Havadaki moleküller ayrıştırılarak incelenir ve beyne iletilerek kokunun ne olduğu belirlenir ve ona göre tepki verilir. Bu işlemlerin hepsi sadece 30 saniye gibi çok kısa bir süre içerisinde gerçekleşir.

Burnun içinde aerodinamik açıdan da kusursuz bir tasarım söz konusudur. Hava içeri girdiğinde doğrudan nefes borusuna gitmez. Burun, adeta bir klima gibi çok özel filtre sistemleriyle dışarıdan gelen kirli, sıcak, soğuk ya da nemli havayı akciğerler için hazır hale getirir. Burundaki özel kıvrımlı yapı sayesinde hava burada bir tur dönüş yapar. Böylece burun çeperinde bulunan tüycüklere ve damar ağına daha fazla temas etmiş olur. İşte bu kıvrımlı sistem sayesinde burun günde 15 m3 havayı süzer, temizler, nemlendirir ve ısıtır. Bu miktar yaklaşık olarak bir odanın içindeki havaya eşittir. Fakat burada kirli hava denince akla sadece tozlu hava gelmemelidir. Havayla birlikte gelen tozun yanı sıra bakteri, polenler vs. gibi yaklaşık 20 milyar yabancı maddenin vücuda girmesi burundaki özel sistem sayesinde engellenmiş olur.

Tozlarını ve her türlü zararlı bakterilerini burundaki klima sisteminde bırakan hava, bu işlemden sonra her burun deliğinde üçer tane bulunan kıvrımlı yapıların üstünden geçer. Burundaki tüycüklere takılan yabancı maddeler bu defa da buradaki mukusun antibakteriyel etkisiyle zararsız hale getirilir. Hava bu kıvrımlara çarpınca yön değiştirir ve burun boşluğunun duvarına çarpar. Buraya çarptığında mukus sıvısı içinde tutulur. Solunum havasının yabancı cisimlerden temizlenmesi çok kapsamlı ve çok hassastır. En ufak bir hataya, unutmaya ve atlamaya izin verilmez. Çünkü bir bakterinin ya da zararlı bir cismin akciğer gibi hassas bir organa geçebilmesi, insanın sağlığında olumsuz etkiler oluşturabilir. Ancak herşeye rağmen zararlı cisimlerin burundan geçmeyi başarması ihtimaline karşı, ikinci bir koruma mekanizması daha vardır. Şayet burun boşluğunu geçebilen cisimler olursa, bunlar da solunum yollarında tutulurlar. Burnun içinde temizlenen ve ısısı ayarlanan hava ciğerlerinize gitmek üzere hazırdır. Ciğerlere ulaşmak için takip edilecek yol nefes borusudur.

2-Yutak:
- Burun ve ağız boşluğunun yemek ve soluk borusuna açıldığı bir yol ağzı gibidir.
- Burun ve ağızdan alınan havanın soluk borusuna iletilmesini sağlar.

3-Gırtlak:
- Soluk borusunun üst kısmının genişlemiş bölümüdür.
- İçerisinde konuşmamızı sağlayan ses telleri bulunur.

4-Soluk Borusu:İlk anda burunda temizlenen hava solunumun bir sonraki aşamasında vücut içinde yol alarak biraz daha aşağılara doğru inecektir. Havanın burundan sonra geçeceği bölge nefes borusudur. Soluk borusu,yutak ile akciğer arasında bulunur. Kıkırdak halkalı yapıdadır. Akciğere hava iletimini sağlar.Ağız boşluğunun son kısmında yer alan yutağa soluk borusu bağlanır. 10–12 cm uzunluğunda ve 2 cm çapında olan bu borunun başlangıç bölümüne gırtlak denir.

Gırtlağın içindeki ses telleri epitel uzantılardan meydana gelmiş olup, gerginlikleri kaslarla ayarlandığından çeşitli tonlarda ses çıkartılmasını sağlar.

Soluk borusunun, düz olan arka yüzü yemek borusu ile komşudur ve iç yüzü hareketli siller taşıyan epitel hücreleri ile döşenmiştir. Bu hücrelerin meydana getirdiği epitel tabakası altında salgı bezleri bulunduğu gibi, hücrelerin arasında da salgı yapan goblet hücreleri bulunur. Bu hücreler mukus denilen bir madde çıkarırlar. Mukus hareketli siller üzerinde ince bir tabaka oluşturur. İnce mukus tabakası, hem epitel yüzeyin nemli kalmasını sağlar, hem de solunumla giren havadaki toz ve diğer yabancı maddeleri tutar. Bu tüycükler sürekli olarak akciğerin ters yönünde yani ağıza doğru kamçı benzeri bir hareket yaparlar. Bu şekilde tüycüklerin üzerlerine düşen çok daha küçük parçalar boğaz bölgesine doğru ilerlemiş ve akciğerden uzaklaşmış olur. Boğaz bölgesinde yemek borusuyla birleşen nefes borusu, içinde biriken atık parçalarını ve bazı bakterileri yemek borusuna iletir. Boğazda biriken parçalar yutma refleksini başlatır.

Böylece atık maddelerin ve akciğerde hastalık oluşturabilecek bakterilerin tümü yutularak mideye iletilir ve mide asitinde parçalanıp yok edilir. Sabah uyanıldığında boğazda hissedilen doluluk ve ses değişikliğinin sebebi de gece boyunca nefes borusunun kendini temizleme işlemi sırasında biriken yabancı madde ve bakterilerdir.Kazara nefes borusuna yiyecek ya da nem parçaları kaçsa bile, bunlar da ve öksürük olarak isimlendirilen hava patlaması ile çıkartılır. Bir öksürüğün hava itmesi saatte 960 kilometreye kadar çıkabilir.

Soluk borusunun yapısında epitel tabakasından sonra kıkırdak doku tabakası bulunur. Kıkırdak doku, soluk borusunun duvarlarının birbirine yapışmasını önleyecek şekilde bir gerginlik sağlar. Yemek borusuna bakan yüzeyde kıkırdak yoktur. Soluk borusu arkada dördüncü sırt omuru hizasında iki kola ayrılır. Bu kollara bronş adı verilir. Bronşların herbiri akciğere girdikten sonra binlerce ince borucuğa ayrılır. Bunlara bronşçuk adı verilir. Bronşçukların uçlarında hava keseleri bulunur (alveol). Alveoller çok ince, tek sıra epitel hücrelerden oluşmuş olup dışı kılcal damarlar ile donatılmıştır.


Nefes borusu gırtlaktan akciğerlere kadar uzanan yaklaşık 30 cm uzunluğunda bir borudur. Bu boru her an açık olmak zorundadır. Aksi takdirde havanın ciğerlere iletimi durur ve insan boğularak ölür. Boyun gibi hareketli bir bölgeden geçen ve etten yapılmış olan bu esnek borunun sürekli açık kalmasını sağlamak gerçekte oldukça zordur. Ancak nefes borusunun mükemmel tasarımı sayesinde bu zorluk ortadan kalkmıştır. Nefes borusu C harfi şeklinde kıkırdaklarla desteklenmiştir. İşte bu kıkırdaklar nefes borusunun kapanmasını engeller.

Bu karmaşık sistemin herhangi bir parçasının eksikliği vücutta onarılması zor hasarlar oluşmasına neden olur. Örneğin genetik bir hastalık olan Kartagener sendromunda, sistemin tüm elemanları eksiksiz var olmalarına rağmen nefes borusunu örten tüycüklerin hareket etme özellikleri yoktur. Bu eksiklikle doğan bebeklerin çok büyük bir bölümü sık sık tekrarlayan akciğer enfeksiyonları nedeniyle daha çocukluğa ulaşamadan hayatlarını kaybederler.

5-Akciğerler Yeri Yapısı ve Görevleri:

Solunum sisteminde gaz değişiminin yapıldığı organdır.Göğüs boşluğu içinde yer alır. Kalple birlikte göğüs boşluğunu doldurur. Sağda 3 solda 2 olmak üzere 5 lobtan oluşur. Sol akciğerin küçük olmasının nedeni, kalbin buraya yakın oluşudur.Göğüs ve karın boşluğunu ayıran diyafram denilen zarın üzerindedir.Akciğerlerin yapısı süngere ben-zer. Hacmi büyüyüp küçülebilir. Rengi açık pembedir. Akciğerlerin üzeri plevra denilen çift katlı bir zarla çevrilidir.Damar,sinir ve bronşların akciğere girdiği yerde plevra zarı yoktur. Bu zarların arasında sıvı bulunur. Bu iki zarın iç ve dış yaprakları arasındaki boşluklarda az miktarda lenf sıvısı ve hava bulunur. Bronşlar akciğerlerin içinde bronşcuklarla devam eder. Bronşcukların ucunda üzüm salkımına benzeyen alveol denilen hava keseleri bulunur. Alveoller kılcal kan damarları ile çevrilidir. Oksijen ve karbondioksit değişimi alveollerde gerçekleşir. Alveole giren havadaki oksijen kılcal kan damarlarına geçer. Kirli kandaki karbondioksit de yine alveollerde tutularak dışarı verilir. Buna hücre dışı solunum denir.
Akciğerde bulunan hava kesecikleri (alveol) ile bunun etrafını saran kılcal damarlar arasında oksijen ve karbon dioksit geçişi olur.

Akciğerlerin çok önemli olan iki görevi vardır.

• Dışarıdaki havayı alıp (soluk alma), hava içindeki oksijenin alveollerin etrafındaki kılcal kan damarlarına geçmesini sağlamak.
• Organlardan kirli kanla gelen karbondioksidi alveollere alıp dışarı atılmasını (soluk verme) sağlamaktır.

Diyafram ve Göğüs Kaslarıiyafram kası, göğüs boşluğuyla karın boşluğunu birbirinden ayırır. Göğüs boşluğunun alt kısmını kaplayan yassı bir kastır. Aşağı-yukarı kasılıp gevşeyerek göğüs boşluğunun hacmini değiştirir. Bu nedenle akciğerlere hava giriş-çıkışı kolaylaşır. Ayrıca göğüs kasları kasılıp gevşeyerek kaburgaların açılıp kapanmasını ve akciğerlere havanın girip çıkmasını sağlarlar.

Diyafram aşağıya doğru çekilip, göğüs kasları kasıldığında kaburgalarımız yukarı kalkacağından, göğüs boşluğunun hacmi genişler. Akciğerlere hava dolar, soluk alırız. Diyafram yukarı doğru şişkin; kaburgalanmızı hareket ettiren kaslar gevşek iken göğsümü-zün hacmi küçülür. Bu durumda dışarıya hava verilir.

Dakikada 16-18 defa soluk alıp veririz. Solunum hızı omirilik sağındaki solunum merkezi yönetir.

Ultrasonun Yararları ve Zararları Nelerdir?

Ultrasonun Yararları ve Zararları Nelerdir?

ULTRASONUN YARARLARI

Doğum hekimliğinde, ultrason anne karnında büyümekte olan bebeği görmek için kullanılır. Hamile bir anne için böyle bir cihazın bulunması çok büyük bir şansdır. Daha önceleri, anlaşılamayan bir çok olumsuzluk şimdi erkenden ve kolaylıkla saptanabilmektedir. Ultrasonla Anne karnındaki Canın tepeden tırnağa muayenesini yapmak mümkündür. Içerdeki Canın sağlığı açısından çok önemli bilgiler elde edilir.
Doppler Ultrason…
Teknoloji kan damarlarındaki sıvının yönünü ve hızını ölçecek duruma gelmiştir. Bu işlem doppler etki dediğimiz fiziksel olay sayesinde mümkün olmaktadır. Hareket ile sesin frekansı değişmektedir. Hareket eden kan hücrelerinden yansıyan ses dalgalarının frekansı, hareket etmeyen organlardan yansıyan ses dalgalarına göre farklıdır. Bu farklılığın cihaz tarafından saptanması ile bir damardaki kan akımının miktarı saptanır. Cihaza doğru olan akımlar kırmızı, cihazdan uzaklaşan akımlar mavi renkte görüntü verir.

ULTRASONUN ZARARLARI

Röntgen ışını kullanılmadığından bebek açısından teratojenik etkisi yoktur. Yaklaşık 20 yıldır yapılan araştırmalarda bebek için zararlı bir etkisi saptanmamıştır. Her ay ultrason muayenesi şart olmadığı gibi, yapılmasının da bir zararı yoktur.

Röntgen ışınlarında (X ışınları) iyonize edici özellikler bulunmasına karşın ultrasonografi, kelime anlamından da anlaşılabileceği gibi “ses ötesi”, yani insan kulağının duyamayacağı seslerin dokuya gönderilip geri alınması prensibine göre çalışır.

Bölgenin üzerine ya da prob üzerine sürülen jel vasıtasıyla probun hem daha iyi görüntü elde etmesi hem de bölge üzerinde daha kolay gezdirilmesi sağlanır. Problar incelenen bölgeye ultrasonik (sesötesi, yani insan kulağının duyabileceği seslerden çok daha yüksek frekanslı) ses dalgaları yollarlar. Bu ses dalgaları dokular arasından geçerek derinlere kadar ilerler.
Dokunun özelliklerine göre ses dalgalarının ilerlediği derinlik farklıdır. Ses dalgası ilerleyebileceği en uç noktaya çarptığında geri döner. Bu dönüş ultrasonun anabiriminde algılanır ve buraya geri dönen ses dalgaları topluca işlenerek eşzamanlı bir görüntü ortaya çıkar, bu da monitörde izlenir.
Bu görüntüye ultrason görüntüsü adı verilir. Ultrason sabit görüntüsü printer vasıtasıyla kağıda aktarılabilir, ya da tüm eşzamanlı görüntüler bilgisayar veya video gibi kayıt sistemlerine aktarılabilir.
Ultrasonun görüntüleme yöntemleri arasında en avantajlı yönü eşzamanlı görüntü sağlayabilmesi ve iyonize edici ışınlardan yoksun olmasıdır. Ses dalgalarıyla çalıştığı için şu ana kadar canlı doku üzerine zararlı bir etkisi saptanmamıştır.

Ultrasonografi uygulamaları bu konuda eğitim görmemiş kişilerce yapıldığında oluşabilecek muhtemel zararlar ultrasonun direkt etkisinden değil, yanlış yorumlar sonucu yanlış karar verilmesi ve uygun olmayan tıbbi yaklaşımda bulunulmasından kaynaklanır.

BAŞKA BİR BİLGİYE GÖRE :

Ultrasonografinin zararlı olduğunu gösteren çalışmalar

Tıp literatüründe her tıbbi görüşün karşıtında yeralan bir görüş hemen her zaman vardır. Bu, gebelikte ultrasonografinin fetus üzerindeki etkileri konusunda da geçerlidir ve gebelikte yapılan ultrasonografinin bebek üzerinde zararlı olabileceğini gösteren az sayıda çalışmanın sonuçları 5 ayrı kategoride toplanabilir:

Bu çalışmalara göre gebelikte ultrasonografi uygulaması uygulamaya maruz kalan bireylerde:

1-çocukluk çağı kanserlerinde artışa;

2-disleksi (okumayı öğrenmede gecikme) riskinde artışa;

3-solaklık oranında artışa;

4-ortalama konuşmaya başlama süresinde uzamaya;

5-ortalama doğum tartısında azalmaya neden olmaktadır.

(çoğu çalışmada gebelik döneminde kaç kez ultrason uygulandığı ve her bir ultrason seansının ne kadar sürdüğü dikkate alınmamıştır)

Bu 5 ana başlık hakkında ayrıntılar:

1-çocukluk çağı kanserlerinde artış…

Bu konuda yeni çalışmalar devam etmekle beraber, İngiltere’de 1970-1980 yılları arasında yapılan geniş çaplı bir çalışma böyle bir artışa işaret etmemektedir.

2-disleksi (okumayı öğrenmede gecikme) riskinde artış…

Bu konuda yapılan çok az sayıda bireyi kapsayan bir çalışma riskin hafifçe arttığına işaret ederken, daha büyük bir çalışma bunu doğrulamamıştır.

3-solaklık oranında artış…

Norveçte yapılan bir çalışmada toplumda %15 oranında bulunan solaklık (dikkat: solaklık normalin bir varyantı olarak kabul edilir, yani bir hastalık değildir), gebelik döneminde ultrasonografiye tabi tutulan bireylerde %19 oranında bulunmuş ve bu farklılık istatistiksel olarak anlamlı olarak değerlendirilmiş. Çok az sayıda bireyin incelendiği bu çalışmaya dayanarak kesin bir yorum yapmak doğru değildir ve bu konuda da çalışmalar yapılmaya devam etmektedir.

4-ortalama konuşmaya başlama süresinde uzama…

Bu görüşün ortaya atılmasına neden olan tek bir çalışmanın çok az sayıda kişiden oluşması, çalışmanın standardizasyonunun iyi yapılmamış olması ve “konuşma süresinin” net olarak belirtilmemiş olması nedeniyle bu çalışma çok güvenilir olarak değerlendirilmemektedir. Dahası çok daha fazla kişiyle ve daha iyi standardize edilerek yapılan yeni bir çalışma bu görüşü doğrulamamıştır.

5-ortalama doğum tartısında azalma…

Bu konuda yapılan toplam 11 büyük çalışmadan yanlızca üçünde bu sonuç bulunmuş ve burada da 25 gram ve 42 gram gibi ufak değerler tartı azalması olarak kabul edilmiş. Aynı çalışmalarda ortalama doğum tartısı az olan bebeklerin tümünün yaşamlarının birinci yılında normal kiloda oldukları belirlenmiş.

Sonuç: bu konuda yeni çalışmalar yapıldıkça, yeni teknolojiler geliştikçe, fetus ve bebek gelişimi konusunda bilgiler arttıkça zaman zaman ultrasonun zararlı olduğu yönünde çeşitli ve muhtemelen haksız uyarılar gelecektir. Ancak görüşüme göre gebelik döneminde tecrübeli kişilerce ve gereğince uygulandığında gebelikte ultrasonografi uygulaması giderek gelişen bir teknolojiyle perinatoloji alanına olan katkılarını artarak sürdürecektir.

Lityum Eksikliği ve Sonuçları

lityum eksikliği ve sonuçları - lityum eksikliği neden olur - Lityum elementi ve insan psikolojisi





Lityum sembolü Li atom numarası 3 olan kimyasal elementtir. Periyodik tabloda 1. grupta alkali metal olarak bulunur ve yoğunluğu en düşük olan metaldir.
Lityum doğada saf halde bulunmaz. Yumuşak ve gümüşümsü beyaz metaldir. Havada bulunan oksijenle reaksiyona giren lityum, lityum oksit (Li2O) oluşturur. Bu oksitlenme reaksiyonunu engellemek için yağ içinde saklanır. Hava ve su tarafından hızlı bir şekilde oksitlenip kararır ve lekelenir. Lityum metali doldurulabilir pillerde (örnek olarak cep telefonu ve kamera pili) ve ağırla yüksek direnis göstermesi sebebiyle alaşım olarak hava taşıtlarında kullanılır. Li+ iyonunun nörolojik etkilerinden dolayı, lityumlu bileşikler farmakolojik olarak sakinleştiricilerde kullanılır.
doğada bulunuşu

lityumun yeryüzündeki ortalama konsantrasyonu yaklaşık %0,006 oranında olup, deniz suyunda da yaklaşık 0,1 ppm lityum olduğu sanılmaktadır. lityumun doğadaki ana kaynakları killer, mineraller ve salamuralar (tuzlu yer altı suları) olup, ticari ölçekte üretim mineraller ve salamuralardan yapılmaktadır. yaklaşık 150’den fazla lityum mineralinin varlığı bi-linmesine rağmen, bunların çok azının ticari olarak önemi bulunmaktadır. ticari olarak öneme sahip lityum mineralleri; spodümen, lepidolit, petalit ve amblygonit’tir
lityum sinir ve kas hücrelerindeki sodyum alışverişini düzenler. vücut tarafından çok hızlı emilir. 12 saat içinde tüm vücuda dağılır. zehirleyici etkisi ile iyileştirici etkisi arasındaki fark çok az olduğundan lityum karbonat tuzu seviyesinin sürekli izlenmesi gerekir. düşünsel faaliyetlerde kontrol azaltıcı etkisi olduğundan dikkat eksikliği yaratabilir. hamilelerin kullanması sakıncalıdır.

Bipolar Bozukluk tedavisinde ilk tercih olarak duygudurum düzenleyicisi denilen ilaç grubundan Lithuril marka adlı lityum karbonat tuzu kullanılır. Türkiye’de yaklaşık 30 bin kişi tarafından lityum kullanılmaktadır. Yinelenen bir pataloji olması nedeniyle lityum tabletlerinin ömür boyu alınması gerekebilir. Tedavi sırasında düzenli olarak lityum kan testleri yapılır. Serum lityum seviyesine göre psikiyatri uzmanı doktor lityum dozunu belirler. Manik atak döneminde 0.8-1.2 mEq/L, uzun dönemli idame tedavisinde ise 0.8-1.0 mEq/L serum lityum seviyesi hedeflenir.

Tedavi Sonrası
Lityum tabletlerinin bazı yan etkileri görülebilir, bulantı, kusma, sık su içme gereksinimi, ellerde titreme ve kilo alma gibi. Hamilelik dönemleri süresince lityum kullanımına ara verilmelidir.
Kişinin ömür boyu uykusuz ve susuz kalmamaya, alkol kullanmamaya özen göstermesi gerekmektedir. Gerginlik yaratabilecek durum ve ortamlardan kaçınılmalıdır.
İlaçla tedavi, hastalığın kontrol altına alınması içindir. Esas olan bir psikologun tedaviye katılmasıdır. Bipolar Bozukluğun sağaltımı, genelde kişinin depresyon etkilerine daha açık olması sonucunu getirir. Kişi, bir psikoloğun yardımıyla, depresyon eğilimlerine karşı bir savunma geliştirmelidir. Yine de manik ataklar önlense bile, kişide genel bir durgunluk gözlenebilir. Kişi, bu eğilime karşı da hazırlıklı olmalı, bitkiselliğe kadar varabilecek süreçlere müdahale etmelidir. Tedavisi mümkün olan bir hastalıktır

DUYGU DURUM DÜZENLEYİCİLERİ
Lithuril
Tegretol,Karbalex,Karazepin
Depakin,Konvulex
Lamictal

Bipolar afektif bozukluk ya da diğer adıyla manik-depressif hastalık sık görülen ve derin bir çöküntü dönemini izleyen manik dönem ile karakterize bir durumdur. Bu bozukluğun tedavisinde kullanılacak ilaçlar hastalığın dönemine göre dikkatle seçilmelidir. Çöküntü döneminde uygun olmayan ilaç seçimi maniye kaymaya neden olabilir. Tedavide en çok lityum ve antiepileptik ilaçlardan valproik asit, karbamazepin ve lamotrijin kullanılır.

Lityum bileşiklerinden lityum karbonat, alüminyum
üretiminde geniş bir kullanım alanı bulur. Bunun yanısıra;
seramik endüstrisi, diğer lityum bileşiklerinin üretimi ve
tıpta manik depresyon tedavisi (bir ruh hastalıkları gurubu)
karbonat olarak kullanıldığı diğer alanlardır. Lityum hidrür
hidrojen gazı üretiminde, Lityum hidroksit motor yağı ve gres
üretiminde, lityum klorür ve bromür soğutma sistemlerinde
kullanım alanı bulur.

Lityum en çok lityum karbonat olarak kullanılır.
Onun da en çok kullanıldığı alan alüminyum endüstrisidir.
Lityumun ikinci büyük kullanım alanı cam endüstrisidir. Burada
hem lityum karbonat hem de mineral olarak tüketilir. Özellikle
kaliteli cam üretiminde lityum karbonat olarak kullanılır.

BEYİN SAĞLIĞI İÇİN NELER YAPABİLİRİZ?

Anneannem 84 yaşında vefat etmeden yaklaşık 2 sene önce çevresinden kopmaya başlamıştı... Son günlerinde ise beni dahi zor tanıyabiliyordu. Teşhis konamamıştı o zaman... Şeker hastalığına bağlanmıştı olay! Ancak aradan bir kaç yıl geçip "Alzheimer’s" keşfolunup, semptomları yazılınca, anlamıştım ki, rahmetlinin vefat sebebi de buydu!. Altmışına merdiven dayamış bir yaşlı olarak düne baktığımda... Biz çocukken, evde bakır kaplarda pişerdi yemeklerimiz... Arada bir kapı önünden geçen "kalaycı"lar, bakır kapları kalaylardı.Yemekler de bu kalaylanmış kaplarda pişerdi. Sonra birden aluminyum furyası çıktı!. Herkes bakır kaplarını satıp evi aluminyum kaplarla doldurmaya başladı... Büyük kolaylıktı. Hafifti, ucuzdu, kalaylanma derdi yoktu!. Yıllar yılı aluminyum kaplarda pişmiş yemeklerle beslendi beyinlerimiz!. Derken çelik kaplar, teflon tencereler çıktı yakın yıllarda, bizler mezara bir karış yaklaştığımızda...

Ve ortaya bir yeni keşif atıldı! "Alzheimer’s", yani ALUMİNYUM hastalığı!. Bu hastalığa yakalananların beyin hücrelerinde normalin 4 katına kadar aluminyum fazlalığı tespit edildi 1989 da...Özellikle, beynin hâfızayla alâkalı hippocampus bölgesindeki hücrelerde bu birikim çok fazla olarak bulundu. İnsanların farkında olmadan gıda ve diğer yollarla aldıkları fazla aluminyum beyni iflasa sürüklüyordu... ALZHEİMER’S" hastalığı, İnsanı ister fakir bir çöpçü, ister başbakan olsun, isimleri, yerleri,kişileri hatırlamaz hâle getiriyordu. Ve bunda, kullanılan aluminyum kapların etkisi çok büyük! Yapılan araştırmalara göre, normal kapta pişen domatesteki aluminyum oranı, alimunyum kapta piştiğinde yüzde yüze yakın artıyordu. Şimdi aluminyum tencereler kullanılmıyor pek ama tehlike geçti mi? Bu defa en başta aluminyum "kutu"larda saklanan,içilen konserve ve meşrubat türü gıdalar çıktı karşımıza! Bunların yanısıra vücuda alınan bazı ilaçlara da dikkat edilmeli sanırım! Meselâ, stresli toplumlar sürekli mide yanmalarına karşı antiasid almaya başladılar... Ki alınan antiasid hap veya şurupların pek çoğunda yoğun miktarda alüminyum hydroxid ve alüminyum tuzları bulunmakta!. Yanı sıra ishal kesici (antidiarrheal) haplar dahi alüminyumlu maddeler ihtiva etmekte. Bir kısım ağrı kesici aspirinler, kepek olmasını önleyici bazı şampuanlar, bazı deodorantlar, hep beynimizin belâsı alüminyumu ihtiva etmekte...

Bilmem alüminyumlu nesnelerden uzak durmamız gerektiğini yeterince anlatabildim mi?. Yanı sıra kesinlikle LIGHT ve DIET yazan yenecek ve içeceklerden uzak durmak gerekiyor... Rafine beyaz şeker, beyni "turn-OFF" yapan (çalışmasını durduran) madde olarak adlandırılıyor.Tadlandırıcılar ın her türünden uzak durmak gerek...”

Anjio Nedir? Anjio Nasıl Yapılır

Anjio Nedir,
Anjio Ne Demek,
Anjio Nasıl Yapılır,
Anjio Neden Yapılır

Anjio Nedir Nasıl Yapılır


Anjiyo diğer adı Anjiyografi
Koroner Anjiyografi, koroner arter hastalığının tespitinde kullanılan bir yöntemdir. Damar sertliği nedeni ile koroner arterlerin hangi bölgesinin ne kadar daraldığını ve / veya tıkandığını tesbit edebilir. Damar darlık veya tıkanıklıklarını tespit ederek tedavinin gerektiği gibi yönlendirilmesini sağlar. İşlem esnasında kalp boşluklarınıza da ulaşılacağı için kalp kateterizasyonu ile kalp kapaklarının ve duvarlarının çalışmasındaki kusurlar da gösterilebilir. Kalp delikleri gibi doğumsal kalp hastalıklarının teşhisi için de kullanılabilir.

Genellikle hastaların rahatlamasını sağlayan sakinleştirici bir ilaç kateter laboratuarına girmeden önce verilir. Çoğu kişi işlem sırasında ağrı hissetmez. Bazı hastalar ise canlarının hafif acıdığını ifade ederler. Aynı diş çekiminde olduğu gibi işlemin uygulanacağı bölge, lokal bir anestezik (his kaybı sağlayan) madde ile uyuşturulacaktır. Bu sırada bir iğne batması hissedilir. Daha sonra atardamarınıza kateter veya “sheath” adı verilen ince tüpler vasıtasıyla yerleşilir. Kalp damarlarınız radyo-opak madde adı verilen aslında içerisinde tıbbi araştırmalara uygun dozda radyasyon içeren maddeler bulunan ve röntgen ışığı altında fark edilen boyalı maddeyle görüntülenir. İşlem esnasında boyalı maddenin enjeksiyonu ağrı hissi vermeyecektir. Bu madde verilirken, sıcak basması ve kızarma hissedebilirsiniz. Bu his yaklaşık 20-30 saniye sürebilir. İşlemin sonunda, gerekli görülen durumlarda kalbinizin içini görüntülemek için, daha büyük miktarda boyalı madde verilebilir ve bu sırada daha fazla sıcaklık hissedilebilir.

Bazı kişilerde boyalı maddeye karşı allerji buna bağlı kaşıntı ve kızarıklıklar gelişmekte bu işlem sırasında verilen ilaçlarla tedavi edilebilmektedir. Daha önce allerji veya astım öykünüz var ise veya daha önce örneğin böbrek filmi veya diğer damarlarınızın filmi çekilirken allerjik reaksiyon gelişti ise işlemden önce bunu doktorunuza söylemelisiniz. İşlem sırasında kısa süreli göğüs ağrınız olabilir. Olduğu takdirde doktorunuza haber vermelisiniz.


Anjiyografi işlemi nasıl yapılır?


Kasık atardamarınızdan yerleştirilen kateter vasıtasıyla, daha ince ve içi boş plastik yapıda teller kullanılarak kalp damarlarınızın ağız kısmına kadar ilerlenir ve boyalı madde verilerek damarların yapısı görüntülenir. Genellikle sol koroner damar önce, sağ koroner damarsa takiben filme alınır. Gerekli görülen hallerde, bypasslı hastalar gibi, bacaktan veya göğüsten alınan damarlar opak maddeyle yıkanarak ayrı ayrı filme çekilebilir.


Koroner anjiografi için hastanede yatmak gerekli mi?

Evet. Koroner anjiyografi için hastaneye yatış işlemlerinizin yapılması gerekmektedir. Neticede işlem atardamarınızdan yapılan ve kalp damarlarınızı ilgilendiren bir durumdur. Bu nedenle pek çok merkez, tıpkı hastanemizde halihazırdaki uygulama da olduğu gibi, işlem sonrası bir gece hastanede yatışınızı uygun bulmaktadır.


İşlemden önce herhangi bir test yaptırmak gerekiyor mu?


Doktorunuz yatış öncesi gerekli testleri yaptıracaktır. En önemli hususlardan birisi ise işlem için geldiğiniz gün daha önce yapılan tüm tetkikleri yanınızda getirmenizdir. (Kan testleri, akciğer röntgeni, elektrokardiyogram var ise önceki anjiyografi veya ameliyat raporlarınız, epikriz adı verilen hasta taburcu kağıtlarınız vs.) Aslında kalp hastalarının kendilerine yapılan işlemleri şahsi bir dosya halinde, mümkünse yanında taşımalarında, fayda vardır.


Anjiografiden önce yemek yenebilir mi?


Doktorunuz genellikle yiyecekleriniz için diyetisyen aracılığıyla size bilgi verecektir. Sürekli kullanılan ilaçlar var ise bunların anjiyografi sabahı alınıp alınmayacağı doktora sorulmalıdır. Genellikle işlemin uygulanacağı gün, sabah kahvaltı etmeden gelmeniz gereklidir. Farklı bir durum olursa, yatışta görevli olan kişiler tarafından size bildirilecektir. Şeker hastası iseniz, sabah kan şekerini düşürücü ilaçlar veya insülin kullanıyorsanız, ilacınızı almadan aç olarak geliniz ve gelir gelmez durumunuzu hemşirenize bildiriniz.


Anjiografiye nasıl hazırlanmalı?


Anjiyografi için hangi alanın kullanılacağına bağlı olarak kol veya bacak, kasık tıraşı olmanız ve o bölgeyi temizlememiz gerekmektedir. Bu alan işlem sırasında tamamen steril (mikropsuz) bir örtü ile kapatılacaktır. Laboratuar personeli de tamamen mikroptan arındırılmış giysi ve eldivenler giymiş olacaklardır.


İşlem sırasında uyanık mı olunur?


Test sırasında doktorunuzun sorduğu soruları cevaplamak için uyanık olacaksınız. İşlemden 1 saat önce gevşemenizi sağlayacak sakinleştirici bir ilaç verilecektir. Ancak bu sizi uyutmayacaktır. Filmler çekilirken derin nefes alıp, nefesinizi tutmanız istenecektir. Derin nefes alıp tuttuğunuz zaman bu çekilen filminizin görüntü kalitesini arttıracak ve gereksiz zaman kaybını önleyecektir. Bundan sonra nefes almanız veya öksürmeniz istenebilir.


Anjiyografi işlemi ne kadar sürer?


Her bir kateter için gereken süre değişiktir. Hasta ile ilgili kişisel faktörlere, doktorun ne aradığına ve başka diğer faktörlere bağlıdır. Genellikle özel durum arz etmeyen vakalarda yaklaşık 10 dakikalık bir sürede tamamlanabilir. Ancak kateter laboratuarında geçirdiğiniz toplam süre, anjiyografi öncesi sizden önce işlem uygulanacak hastaları bekleyeceğiniz süre ve sonrasında kasık damarınızın kanamasının durmasına da bağlıdır.


Anjiyografiden sonra ağrı olabilir mi?


İşlem sonrası genellikle kasık bölgesindeki kateter hemen çekilir. Özel durumlarda kasıktaki kateterin çekilmesi geciktirilebilir. Kateter çekilmesi sonrası girişim yapılan atardamarınızdan kanama olmaması için kasık bölgesine sıkı biçimde basılması gerekmektedir. Bu esnada bir miktar acı duyabilirsiniz. Aktif kanama durduktan sonra kasık bölgesine tekrar kanama olmaması için kum torbaları konacak ve belirli bir süre sırt üstü pozisyonunuzu değiştirmeden yatmanız istenecektir. Kateterin uygulandığı bölgede hassasiyet ve rahatsızlık hissi duyabilirsiniz. Bu sizi çok rahatsız ediyor ise doktorunuza veya hemşirenize haber veriniz. Sizi rahatlatacak bir ağrı kesici verecektir. Uygulama alanında morluk ve hafif şişlik hissedebilirsiniz. Bu renk değişikliği genişlerse veya başka bir rahatsızlık hissederseniz bunu hemşirenize haber vermekten çekinmeyin.


Koroner anjiyografi sonuçları ve İlave İşlemler?

Koroner anjiyografi sonuçları hastanemiz Kardiyoloji kliniğinde anında dijital kayda alındığından hemen değerlendirilir. Dolayısıyla işlemden çıkarken hastalığınız olup olmadığı konusunda ana hatlarıyla bilgi alabilirsiniz. Ancak kesin sonuçlar genellikle bir gün sonra, sabah yapılan Kardiyoloji- Kalp Damar Cerrahisi ortak konsey toplantısı sonrası netleşmektedir.


Yapılan tetkikler sonucunda, eğer kalpte damar tıkanıklığını gösteren bulgular varsa koroner anjiyografi ile kalp damarlarının görüntülenmesinden sonra, aynı işlem sırasında veya ikinci bir seansta daralmış veya tıkanık damarları balon (PTCA) veya tel kafes (stent) yöntemi ile açmak mümkün olmaktadır. Balon yönteminde hastanın kasığından girilerek darlık bölgesine kadar çok ince bir kılavuz tel sonra da bu telin üzerinden ince bir balon sönük halde ilerletilir, tam darlığın üzerinde bu balon şişirilerek o bölge genişletilir, eğer tel kafes takılacaksa üzerinde tel kafes olan özel balonlar ilerletilerek darlık bölgesinde şişirilir ve damar genişletilir. Tel kafes damarda bırakılır. Eğer damarlar bu yöntemlerle yani ameliyatsız olarak açılamayacaksa, koroner by-pass ameliyatı ile darlıkların ilerisine ek damarlar bağlanabilir.

Kaynak: Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi
Kardiyoloji Kliniği

Kanda Neu Yüksekliği Nedir

Kandaki Neu Yüksekliği,
Kanda Neu Yüksekliği nedir,
Kanın Neu Yüksekliği hakkında

Neu nedir - Kanda Neu Yüksekliği
Neu normal değerlerinin % 40 ila 70 arası olması gereken ve ”Notrofil” dediğimiz kan hücrelerinin adıdır.
Kanda üç çeşit hücre vardır:
1- Alyuvarlar ya da eritrositler: Kana kırmızı rengini veren, dokulara oksijen taşınmasını sağlayan hücrelerdir. Eksikliğinde kansızlık (anemi) ortaya çıkar. Kansızlığın en sık görülen nedeni, demir eksikliğidir. Bu yüzden bazı hastalar, her türlü kansızlığın demir eksikliğine bağlı olduğunu düşünür. Hâlbuki demir eksikliği olmayan başka hastalıklarda da kansızlık olabilir. B 12 ve folik asit eksikliği, kronik infeksiyonlar, romatizmal hastalıklar, kanserler, kemik iliğinin yeterli fonksiyon görmediği ya da vücutta yıkımın arttığı durumlar anemiye neden olabilir.
2- Akyuvarlar ya da lökositler: Vücudu infeksiyonlara karşı koruyan bağışıklık sisteminin en önemli yapı taşlarındandır. Bunlar bazı kişilerde doğuştan eksik olabilir. Arttığı durumlar, genellikle infeksiyon ve iltihapla giden hastalıklardır. Viral infeksiyonlarda bazen paradoksal olarak azalabilir. Lökosit artışıyla giden kötü huylu hastalıklar arasında lösemileri unutmamak gerekir. Günümüzde sık yapılan “check-up”lar nedeniyle semptomsuz seyreden kronik lösemilerin yakalanma sıklığı da artmıştır.
3- Trombosit ya da plateletler: Kanda pıhtılaşmayı başlatan, kanamaları önleyen küçük hücrelerdir. Vücudun anormal olarak ürettiği antikorlara bağlı eksikliği görülebilir. Bu durumda deri ve iç organların yüzeyinde kanamalar olur. Kemik iliğini tutan hastalıklarda da trombosit sayısı azalabilir. İnfeksiyon, kanser ya da kemik iliği hastalıklarında artabilir. Bu gibi durumlarda pıhtılaşma ya da kanamaya eğilim artar.

Prof. Dr. Coşkun Tecimer

Portör Nedir - Portör Muayenesi Nedir

portör nedir,Portör Muayenesi Nedir

Portör bulaşıcı hastalıklara neden olan etmenleri taşıyarak onları başkalarına bulaştıran, buna karşılık kendileri çoğu zaman sağlıklı durumda kalan insanlar


Portör Muayenesi Nedir


Portör uygulamaları hangi mevzuata göre yapılmaktadır?

1593 Sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun 126 ncı Maddesinde; “Yenilecek ve içilecek şeyler satan veya veren veyahut taharet ve nezafete mütaallik sanatlar ifa edenler her üç ayda bir kendilerini muayene ettirerek bir sıhhi rapor almağa mecburdurlar. Bunlardan devrei sirayette frengi ve sari verem ve cüzzama müptela olanlarla halkın istikrah ve nefretini mucip bir cilt hastalığına duçar olanlar sanatlarını icradan menolunurlar,”

• Portör muayenesine esas laboratuvar tetkikleri nelerdir?


Portör muayenesine esas laboratuvar tetkikleri (Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün 2005/9 sayılı genelgesi gereğince) şunlardır:
• Gaita Kültürü ( Salmonella ve Shigella yönünden, en az yılda bir)
• Dışkının mikroskobik incelenmesi ( Entamoeba, histolytica kistleri, giardia lamblia kistleri ve helmint yumurtaları yönünden, en az altı ayda bir)
• Boğaz ve Burun Kültürü (Staphylococcus aureus yönünden, en az yılda bir)
• Akciğer Grafisi ( Tüberküloz yönünden, en az yılda bir)


• Fiziki muayene nerede olabilirim?


Fiziki muayene 3 ayda bir yapılması zorunlu olup, İşyeri hekimi olan işletmelerde çalışan personelin muayenesi işyeri hekimi tarafından , İşyeri hekimi olmayan işletmelerde çalışan personelin muayenesi Belediye tabiplerince veya hükümet tabiplerince ücretsiz olarak yapılacaktır. Bu muayeneyi yapan tabip , gerek gördüğü taktirde portör muayenesine esas laboratuvar tetkiklerini daha sık talep edebilir.


• Sağlık Muayene Kartları ile ilgili uygulama nedir?


- Sağlık Muayene Kartları kişiye özel kartlar olup, ilgili bölümlerin ( adı, soyadı, işyeri adı v.b.) doldurulması ve fotografların yapıştırılması zorunludur.
- Personelin eski Sağlık Muayene kartlarının ilgili bölümlerinden(Gaita kültürü, burun-boğaz kültürü, gaitada parazit, akciğer grafisi ve fiziki muayene) en az birinin tamamen dolmuş olması halinde yenisi verilir.
- Özel sağlık kurum ve kuruluşlarda (özel laboratuvarlar, özel hastaneler v.b.) yaptırılan laboratuvar tetkiklerinin onaylanma yetkisi, bu kurum ve kuruluşların(özel laboratuvarlar, özel hastaneler v.b.) bulunduğu İlçe Sağlık Grup Başkanlığında olup Sağlık Muayene Kartları da onaylamayı yapan İlçe Sağlık Grup Başkanlığından temin edilmektedir. Onaylama Sağlı Grup Başkan Yardımcısı tarafından yapılacaktır.Onaylamaya, iki nüshalı analiz raporu ve mevcut sağlık muayene kartları ile birlikte gidilmelidir.
- Kamu sağlık kurum ve kuruluşlarında yaptırılan laboratuvar tetkiklerinin Sağlık Muayene kartlarına işlenmesi ve kart temini işletmenin bulunduğu İlçe Sağlık Grup Başkanlıkları tarafından; Halk Sağlığı Laboratuvarlarına bizzat başvuru yapılarak analizlerin yaptırılması halinde laboratuvar tetkiklerinin Sağlık Muayene kartlarına işlenmesi ve kart temini Halk Sağlığı Laboratuvarları tarafından gerçekleştirilmektedir.
- Laboratuvar sonuçlarının Sağlık Muayene Kartlarına işlenmesi için yalnızca işletme yetkilisi onaylama merciine başvurabilir. Aksi taktirde onaylama işlemi yapılmaz.
- Onaylama yalnızca Sağlık Müdürlüğü'ne ait Sağlık Muayene Kartlarına yapılmaktadır

Arı Sokmasında İlkyardım - Arı Sokmasına Ne İyi Gelir ?

Arı Sokmasında İlkyardım - Arı Sokmasına Ne İyi Gelir ?

ARI SOKMASINDA İLKYARDIM

Arı Sokmasında İlkyardım : Arı arka kısmındaki iğnesini deriye batırarak sokar. O kısımda ağrı,birkaç dakika sonra yanma, arkasından şişme ve deride kırmızı kabarcıklar olur. Çok duyarlı kişilerde daha önemli durumlar ve hatta ölümde görülebilir.

- Arı Sokmasında, Sokulan yer üzerine amonyak (bir kısım amonyak ve dört kısım su karışımı)sürünüz. Kaşıntıyı azaltır. Elinizde kaşıntıyı, yanmayı giderici ilaç varsa onu sürebilirsiniz.

- Daha sonra yemek sodası (karbonat)eritilmiş su ile ısıtılmış bezi, sokulan yer üzerine koyunuz.

- Eğer Arı Sokmasından sonra solunum zayıflaması ya da durması olursa ağızdan ağıza yapay solunum yapınız.

- Arı Sokmasında sonra bu önlemlerle şikayetlerinizde azalma olmuyorsa ve özellikle çok sayıda arı sokmalarında, bekletmeden ve kesinlikle hastaneye gönderiniz.

- Eğer astımınız varsa arı sokması ile astım şikayetlerinde artma olabilir.

- Eğer ağzın içinde sokulmuşsa hemen bir buz parçası ağızda emilir. Çok çabuk şişlik ve solunum yolunda tıkanma olacağından hastaneye gitmek gerekir.

- Arı Sokmasında sokulan yere çamur sürmeyiniz mikrop kapar iltihaplanabildiği gibi tetanozda olabilir.

Uyarı: Yaz aylarında kola limonata vs. gibi şekerli içeceklere mutlaka dikkat edilmeli şişeden veyaiçini görmeden kutudan içerken içine düşmüş arı solunum youndan sokarak bu bölgede ödem oluşturup solunum yetmezliğine sebep olabilir.

Arı Sokmasına Ne İyi Gelir ?
Arı allerjisi olanlarda vücudun genelinde kızarma, kaşıntı ve yumuşak dokularda şişme görülür. Bu sırada solunum güçlüğü, karın ağrısı, kusma, çarpıntı ve baygınlık görülebilir. Boğaz kaslarının kasılması ve yutak bölgesinin şişmesi ile nefes gittikçe zorlaşır ve hasta boğulabilir. Bu olaya “anaflaksi” veya “anaflaktik şok” adı verilir.Arı sokmasına karşı en etkili tedavi amonyaktır. Amonyak hem arının soktuğu yere sürülebilir hem de bir bardak suya 5-10 damla damlatılarak içilebilir.

Şişmeye karşı antihistaminik veya steroid bir krem sürülmelidir. Ağızdan alınacak antihistaminik herhangi bir tablet oldukça yararlı olacaktır. Ancak şiddetli reaksiyonlar için geciktirilmeden tıbbi müdahalelere başvurulmalıdır.Arı soktuktan sonra yarayı ovuşturmak ya da emmek kesinlikle doğru değildir. Arı tarafından sokulan kişi eğer terli ise zaten ter zehirin etkisini alacaktır.
Sokulan yere buz koymak, soğuk su ile yıkamak, yoğurt sürmek acının azaltılması için faydalıdır. Ayran da içilebilir.Arının meyve yerken ağıza kaçarak boğazdan sokması hayati tehlike yaratabilir. Böyle bir durumda doktora giderken sirke ile sık sık gargara yapmak gerekir.

Karaciğer - Karaciğer Nerede Bulunur?

Karaciğer - Karaciğer Nerede Bulunur?

Karaciğer Nerede

Karaciğer vücut fonksiyonlarının kusursuz işlemesinde büyük önem taşıyan biyokimyasal faaliyetlerin gerçekleştiği hayati bir organdır. Ortalama bir buçuk kilo kadar olan karaciğer iç organların en büyüğüdür. Karın boşluğunun hemen üstünde ve kısmen midenin üzerindedir. Karaciğer iki lob dan oluşur. Vücuda alınan her türlü gıda zararlı maddeler ve zehirlerin son durağı karaciğerdir. Karaciğer kendini yenileyebilen bir organdır.


sağlığımızı korumak için yapmamız gerekenler

Sağlığımızı Korumak İçin Neler Yapmalıyız ?


Temiz olun
Bedenimizin, giysilerimizin,gıdalarımızın ve içinde yaşadığımız ortamın temizliği(hijyen), bizi bir çok hastalıktan korur.Temizlik hastalıktan korunmanın temel koşuludur.



Zararlı alışkanlıklardan uzak durun
Sigara, alkol gibi çeşitli maddelere bağımlılıkları, günümüz toplumların salgın hastalıklarıdır. Her yıl sırf sigara kullanıldığı için 5 milyondan fazla insan,ortalama 8-12 Yıl daha az yaşamaktadır. Bundan da öte,tiryakilerin yaşamlarının son 10-20 yılı,sigaranın neden olduğu kalp,yüksek tansiyon,KOAH,kanser,felç gibi onlarca hastalıktan dolayı çok zor geçmekte; yaşam kaliteleri çok düşmekte ve tiryakiler tedavi için yüksek bedeller ödemek zorunda kalmaktadırlar.



Yeterli ve Dengeli Beslenin
Türkçe’mizdeki “Can boğazdan gelir” değimi çok doğrudur. Ancak, bunu, çok beslenen kişinin kanlı-canlı olacağı şeklinde anlamamak gerekir.Doğru olan yeterli,dengeli ve sağlıklı beslenmedir. Sofrada karbonhidrat,protein ve yağ gibi tüm besin öğelerine engeli bir biçimde yer verilmelidir.Bilhassa zeytinyağı,balık,sebze ve meyve ağırlıklı Akdeniz mutfağı günümüzde en çok önerilen beslenme biçimidir.Süt ile yoğur ve peynir gibi süt ürünleri bol tüketilmelidir.Yiyeceklerin taze ve temiz olarak hazırlanmasına dikkat edilmeli;bir hastalıktan ötürü özel bir diyet uygulamamız gerekiyorsa,perhize mutlaka uyulmalıdır.Kimyasal katkı maddeleri içeren hazır gıdalar ve ayaküstü atıştırmalardan (fast-food)mümkün oldukça uzak kalınmalıdır. Sağlıklı bir yaşam için sofrada dengeli davranmak zorundayız. Düzenli aralıklarla ve ağır ağır yemek, lokmaları iyi çiğnemek,bol su içmek ve tıka basa doymadan sofradan kalkmayı becermeliyiz.Ana yemekten 20 dk kadar önce bir porsiyon salata veya meyve alınması, bir bardak su içilmesi ve sonrasında sohbet ile bir miktar oyalanılması çok yararlı olabilir.Sabah yeterince kahvaltı yapmalı; akşam yemeklerini erken ve hafif yemeğe alışmalıyız. Sebze ve meyveler ile kepekli undan yapılmış ekmek gibi posalı gıdalar,bağırsaklarımızın sağlığı için çok yararlıdır.Yemeklerde tuzun aşırı kullanılmasından kaçınılmalıdır. Spor yapın

Düzenli egzersiz ve spor yapma alışkanlığı edinilmelidir. Bedenimiz, hareketle sağlıklı kalmaktadır. Durağanlık,hareketsizlik gerek iskelet ve kas sistemimizde, gerek kalp ve damarlarımızda ve gerekse diğer organlarımızda ciddi sağlık sorunlarına yol açmaktadır .

Profesyonel sporcuların yaptığı gibi yarışmak için değil, sağlığımızı koruyup geliştirmek amacıyla spor yapmalıyız.Yaşımıza,bünyemize uygun olan türde ve ağırlıkta spor yapmalıyız.Genç yaşta kazanılan spor yapma alışkanlığı, ileri yaşlarda sürdürülmelidir. Yürüyüş,koşu,bisiklet,yüzme,te nis gibi sporlar her yaşta yapılabilir.

Doğayla İç İçe Olun ve Doğal Olanı Tercih Edin



İnsan için tasarlanan yaşam alanı doğal çevredir . Modern kent yaşamında insan doğadan kopmamakta ve yapay bir dünyada yaşamak zorunda kalmaktadır .Akıllı binalarda ısınmadan aydınlatmaya ve hatta solunan havaya kadar her türlü gereksinim tamamen yapay olarak karşılanmaktadır.Modern yapı elemanlarından oluşmuş,bizi doğadan tamamen koparan mekanlarda oturup,çeşitli kimyasalların ilave edildiği hazır gıdalar tüketerek ve çoğu petrolden mamul sentetik giysiler giyerek sağlıklı kalmamız zordur.Dış ortam hava kirliliği ,İş yerinde solunan çeşitli toz ve gazlar,yoğun elektromanyetik dalga ve radyasyona maruz kalma ,asbest gibi çeşitli kanserojenlerle temas,tarımda kullanılan inorganik gübre,ilaç, hormon ve kimyasallar,içme ve kullanma suyuna kimyasal ve kanserojenlerin karışması;Çöplerin toplanması ve depolanmasındaki sorunlar,bazı sanayi ürün ve atıklarının sağlığa uygun şekilde yok edilememesi,trafik terörü,gürültü kirliliği,kitle imha silahları ,biyolojik terör,ormanlık ve yeşil alanların tahribi gibi modern teknoloji ve kent yaşamının getirdiği ciddi tehditler,sağlığımızı riske atmaktadır.Bundan dolayı,olabildiğince doğayla iç içe olmaya çalışmalı; yapay ortamların dezavantajlarını dengelemek üzere önlemler almalıyız.Güneş,rüzgar, toprak,yağmur,çimenler,çiçekle r ve hayvanlar,uygun koşullarda insanın ruh,duygu ve beden sağlığını zenginleştiren ve hayatı daha yaşanılır kılan öğelerdir.Ayrıca kullandığımız eşyalardan yiyeceklerimize kadar her şeyde, mümkün olduğu kadar doğal olanı tercih etmeye dikkat etmeliyiz.